Diyalog deyip hakaret ediyorlar. İslam Hilali ile eşcinsel haklarını aynı kareye koydular

   Artık yeter diyoruz! Bu ne sululuk, bu ne art niyettir böyle. Her yerde, her alanda bir hakaret. Danimarka’lıya kızıyoruz, protesto ediyoruz. Ya içimizdeki Danimarka’lıları ne yapacağız. hemde bizden gözükenleri!!…

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanı AKP’li Mevlüt Çavuşoğlu’nun yeni yıl tebrik kartı tam bir rezalet içeriyor.

Tebrik kartının kapağında Coexist Tolerance mesajı dini sembollerle verilmiş. Coexist, birlikte yaşam anlamına geliyor. Tolerance ise hoşgörü. Dini sembollerin yan yana kullanılmasıyla oluşturulan bu iki kelimenin yazımı için İslam hilali sadece Hıristiyanlığın haçı ve Museviliğin Magen David’i (Davud’un kalkanı/yıldızı) ile kullanılmamış. İslam hilali aynı zamanda, eşcinsel hakları, pagan, Taoizm ve neopaganist wiccanlığın sembolleriyle birlikte kullanılmış.

Eşcinsel hakları ve İslam hilali. PKK’nın dini öğretileri paganizm ve İslam hilali. Doğaya tapanlar ve İslam hilali. Taoculuk ve İslam hilali. Peki nasıl oluyor da İslam hilali bütün bunları meşrulaştırılmak için kullanılabiliyor?

Biz bunu İslam’a olan bir hakaret olarak kabul ediyoruz ve şiddetle kınıyoruz.

www.ismailaga.info

Mustafa Kurdaş’ın Köşe Yazısı – MİLLİ GAZETE

Sabah gazeteye geldiğimde masamın üzerinde bir tomar zarf buldum her zamanki gibi. Bu seferki zarf yığını biraz daha fazla. Belli ki, birçoğu yeni yıl tebriği. Yeni yıl tebriklerinin çoğunu nerdeyse kimin bile gönderdiğine bakmaksızın çöp kutusuna atmaya hazırlanırken, bir zarf dikkatimi çekti. Zarf, ebat olarak diğerlerinden biraz büyük. Dahası postaya TBMM’den verilmiş. Genelde milletvekillerinin yeni yıl tebriklerini Ankara gazetecilerine gönderdiğini bildiğim için, İstanbul’a gelen bu tebrik merakımı biraz daha celbetti.

Zarfı açar açmaz ilk tepkim “Bu da ne!” demek oldu. Şaşkına dönmüştüm. Zarftan çıkan sıradan bir yeni yıl kartı değildi. Kimin gönderdiği artık daha da önem taşımıştı bu kartı. Ama önce kartın kapağındaki şifreyi çözmem gerekiyordu. Şifre diyorum çünkü sembollerle yazılmış iki kelime vardı. Semboller benim açımdan bildik semboller. Ama sembollerin yan yana getirilmesiyle yazılan kelimeler de en az semboller kadar mühimdi. Kelimenin ikincisini okumak zor olmadı. “Tolerance”. Ama birincisini hala tam anlamıyla çözememiştim. Birkaç dakika sonra nihayet sembollerin birinci kelimesini de okuyabildim: Coexist.

Mor bir zemin üzerine, sembollerle yazılmış mesaj “Coexist Tolerance” idi.
Kartın kapağını araladım. “Yeni yılınız kutlu olsun” diyen Mevlüt Çavuşoğlu idi. 6 dilde yazılmıştı yeni yıl tebriği. Malum Çavuşoğlu AKP Antalya Milletvekili. Ama O, “Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Başkanı” titrini kullanmıştı. Dış kapak mesajı “Coexist Tolerance” olan kartta iç kapak mesajı olaraksa Hz. Mevlana’nın “Şefkat ve merhamette güneş gibi ol. Hoşgörüde deniz gibi ol” sözüne yer verilmişti.

Verilmek istenen mesaj iki kelimeyle ve sembollerle işlenmiş karta.
Coexist, bir arada var olmak, birlikte yaşam demek.
Tolerance ise hoşgörü.
Sadece iki kelime deyip geçmek de yanlış olacak. Bu iki kelime yeni küresel oluşumun iki anahtar kavramı. Hafifletilmiş, ılımlı, uyumlu ve  uyuşturulmuş İslam projesinin de zeminini bu iki kelime oluşturuyor. İslamı adeta hapseden Dinlerarası Diyalog çalışmalarının da temeli bu iki kelime. Coexist ve Tolerance kavramları İslami bütün kavramları yerle bir etmeye matuf kavram emperyalizminin, siyasi teslimiyetin de adeta kıblesi.

Sembollerle kurgulanan proje

Gelelim şu sembollere. İslamın hilali, Museviliğin Magan David’i (Davud’un kalkanı), Hıristiyanlığın haçı. Bu üç sembolü yan yana son zamanlarda çok gördük. Dinlerarası Diyalog ve Medeniyetler İttifakı projelerinde ve bu projelerin Dinler Bahçesi, Dinler Parkı uygulamalarında Hilal, Haç ve David’in yıldızı/kalkanı hep yan yana bize sunuldu. İmamlar, hahamlar ve papazlar aynı masa etrafında çokça gösterildi. Artık vaka-i adiyeden bu kareler. Kamuoyu neredeyse bu görüntülere alıştırıldı, tepkisizleştirildi.

Diğer semboller daha da ilginç. Coexist ve Tolerance kelimeleri yazılırken hilal, haç ve İsrail yıldızının yanına barış, eşcinsel hakları, pagan, taoizm, wicca/Bahaiciliğin  sembolleri de konulmuş. Önce hak din diye Hilalin yanına haç ve David yıldızı konuluyor. Şimdi de bunlara yenileri ekleniyor. Coexist’i (birlikte yaşam) sembollerle  ifade eden yazıların bütün dünyada küpelere, t-shirtlere, bilekliklere, duvarlara işlendiğini, fotoğraflarla güçlendirildiğini görünce bu akımın nasıl küreselleştirildiğini de görebiliyorsunuz.

İslamın hilaliyle eşcinsel hakları yanyana

Düşünebiliyor musunuz İslam’ın hilali ile gay haklarının sembolü yan yana.
Başbakan Erdoğan haklı olarak PKK’yı anlatırken paganizme vurgu yapıyor, ama AKPM Başkanı seçildiği zaman Türkiye’de nerdeyse bayram edilen AKP’li Mevlüt Çavuşoğlu yeni yıl tebriğinde Coexist yazarken İslam hilali ile pagan sembolünü birlikte kullanabiliyor.

Ezana, başörtüsüne, minareye tolerans yok

Gay haklarının sembolünün kullanıldığı bir kavram diğer taraftan Hazreti Mevlana’nın sözüyle meşrulaştırılmaya çalışılıyor. İktidar partisine bunun izahı var mı diye soracağım ama, son dönemde Türkiye’de AB’ye uyum adına eşcinsellere dernek kurma hakkı verildiğini hatırlayınca bu soru anlamsızlaşıveriyor kafamda.

Paganlarla birlikte yaşam, eşcinsellerle birlikte yaşam, Taocularla birlikte yaşam, doğaya tapan neopaganist wiccanlarla birlikte yaşam. Kim hoş görebilir böyle bir hezeyanı sayın Çavuşoğlu.
Başörtüsüne, ezana, minarelere tolerans göstermeyip yasaklayan, Efendimiz Hazreti Muhammed (s.a.v)’e karikatürlerle saldıran bir Avrupa’yı görün artık. İsrail’in bir inanç öğretisi adına yaptıklarını görün artık.

Hazreti Mevlana’nın gay haklarına, paganizme, Taoculuğa, İsrail’in yaptıklarına, her fırsatta Efendimiz (s.a.v)’e hakaret eden Batıya hoş görüyle bakabileceğini nasıl düşünebilirsiniz!
Kime, neye hizmet ediyorsunuz Allah aşkına!
Bırakın bu Dinlerarası Diyalog safsatalarını.
Allah (c.c) indinde tek din İslam’dır.

 

Fethullah Gülen’in sözlerinden: “Muhammedun Resulüllah yok”

Bu bölümde Fethullah Gülen Hoca Efendi’nin sözlerinden oluşan bir kitaptan, hoşgörü ve diylaog adına nasıl tavizlerin verildiğini ve Kur’an ayetlerinin nasıl yanlış yorumlandığını göreceğiz. Dileyenler bu kitaplarda tarihi, günü belli olan o sözleri bulabilirler ve bakabilirler. Dolayısıyla bizi hakısz yere itham etmek ve anlatılanlara “iftira” deyip sıyrılmaya çalışmak yerine bu yazıları araştırabilirler.
Sayfada da okuduğunuz gibi “Kur’an ayetleri çok sert” deniliyor. Ne demek bu? Ne manaya geliyor? Ne olursa olsun, yaratıcımız ve yegane hüküm sahibi Allah’ın kelamına “sert ifade” demek ne manaya geliyor? Bunu sokaktan geçen bir insana sorsak o bile kabul etmeyecektir. Neden? Çünkü o “Hikmet sahibidir”, “yaratandır”, “yoktan var edendir”… Seni ve senin kalem tutan elini, diyaloğa girdiğin dilini yaratan O Allah’tır.

   Bir işçi bile müdürüne bu tarz bir çıkış yapsa “maaşına zam, işine son” derler.

(Hocaefendi “söylerler” dese de buna karşı çıkmak yerine tasdik edip sebep sıralıyor)

Ama gelin görün ki bir Hocaefendi böyle talihsiz bir çıkış yapabiliyor. Ve bunu gündeme getirince biz suçlu oluyoruz.

Diyor ki: “Bu (sert) üslup her zamanki yahudi ve hıristiyanlar için geçerli sayılamaz.”

Neye döndü bu biliyor musunuz? Kur’anda bulunan deyn (sözleşme) ayetinde bir erkeğe karşılık iki kadının şahit olarak istenmesine ne demişti bazıları: “Yok efendim o zamanın kadınları okuma yazma bilmezdi, şimdikiler aydınmış da iki kadın yerine bir olurmuş”

   Aynısı değil mi? Aynı tahribat, tahrifat değil mi? O halde bir çok ayeti yeni baştan eleyelim. Bu o zaman geçerliydi de şimdi geçmez, çünkü şartlar değişmiştir… diyelim haşa!!!

   Bu sözler “Kur’an çöl kanunu, bu güne uymuyor” diyenlere destektir bir bakıma. Onlarda dün için geçerli olup, bu gün için geçerli olmadığını savunuyorlar. Ha bir ayetin böyle olduğunu söylemişsiniz ha bütün Kur’an’ın böyle olduğunu söylemişsiniz farketmez ki. Ne buyuruyor Yüce Rabbimiz:

“Muhakkak o kimseler ki, Allah Teâlâ’yı ve O’nun peygamberlerini inkar ederler ve Allah Teâlâ ile peygamberlerinin arasını ayırmak isterler ve, «Bazısına imân eder ve bazısını inkâr eyleriz,» derler, ve bunun arasında bir yol tutmak isterler. İşte onlar hakiki kafirdirler.”(Nisa 151)

   Ayeti kerimede zikredildiği gibi ayetlerin bazısına iman etmek yani kabul etmek ve bazısını kabul etmemek çok büyük tehlikeye sebebiyet veriyor. Bunu zaten ayet beyan etmiş. Bu ayeti kerimeyi aşağıda da zikredeceğiz.

   Şu altı çizili cümleyi bile bir kitapta, bir sayfada, bir kağıtta yazılı görmek bizi derinden yaralıyor. Bunu bir müslümanın midesi nasıl kaldırır! Nasıl!!! Yada O Nebinin hürmetine yaratılan o el nasıl yazabilir bu cümleyi! Bunu sizin yorumunuza bırakıyoruz ama burada şu hususu belirtmek isteriz.

   Hocaefendi okuduğu ayeti tefsir ederken “Allaha kul olan başkalarına kul olmaktan kurtulur, İşte gelin sizinle bu mevzu üzerinde birleşip bütünleşelim” diyor ve sonunda “dikkat edin burada Muhammedun Resulüllah yok” diyor.

   Yani Allah’ın Resulünü, habibini bir kenara itip Hıristiyan ve yahudilerle birleşecek bütünlecekler. Bu olacak işmidir?

  Yukarıdaki ayeti kerimede ne buyuruyordu: “Muhakkak o kimseler ki, Allah Teâlâ’yı ve O’nun peygamberlerini inkar ederler ve Allah Teâlâ ile peygamberlerinin arasını ayırmak isterler…”

   Çok önemli bir ayettir ve bütün bu iddiaları yerle bir eder aslında… Yani ayetin sonunda “gerçek kafirler” olarak nitelendirilen insanları Allah Teâlâ ile peygamberlerinin arasını ayıran”lar olarak ifade ediyor Rabbimiz…

BİRLEŞMEK VE BÜTÜNLEŞMEK

   “Birleşmek” oturup konuşmaktır da peki “bütünleşmek” de ne oluyor? Nasıl bir bütünlük bu? Bir yahudi bir Müslümanla nasıl bütünleşir? Gazze’de görüyoruz silah ve bomba ile müslümanlarla nasıl bütünleşiyorlar!!!

KUR’AN BİR BÜTÜN OLARAK DEĞERLENDİRİLİR

   Kur’an bir bütün olarak değerlendirilir. Yani biz “MUHAMMEDUN RESULÜLLAH” cümlesini bu ayette göremedik diyelim, Kur’anın tamamını inceleyip de kafirler için peygamberimize itaatin şart koşulmamış olduğunu görsek, yine tamam. Ama böyle bir şey söz konusu bile değil. Kur’an-ı Kerimde Allah’a itaat nerede zikrediliyorsa peşinden Resulüne itaat zikredliyor.

AYETİ KERİMELERDEN

“(Habîbim ! Seninle diğer peygamberler arasında farkı açıklama üzere tüm kullara) De ki : “Ey insanlar ! Şüphesiz ki ben,O Allâh’ın sizin hepinize (döndermiş olduğu) elçisiyim ki,göklerin ve yerin (saltanat ve) mülkü sadece Kendisine aittir,O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur,O diriltir ve öldürür.! O halde Allâh’a da,o Nebiyy-i Ümmî olan Rasûlüne de îmân edin ki,o da Allâh’a ve (hem kendisine,hem de diğer peygamberlere indirmiş olduğu) kelimelerin(in tümün)e inanmaktadır.

Bir de (kuru bir tasdikle yetinmeyip,dînini yaşamakla yükümlü olduğunuzu kabullenerek) ona hakkıyla tabî olun,tâ ki siz (hakka ve hakikate) dihâyet bulabilesiniz.!” (A’râf Sûresi : 158)

24/52- Kim Allah’a ve Resülüne itaat eder, Allah’tan korkar ve O’na karşı gelmekten sakınırsa, işte onlar başarıyı elde edenlerin ta kendileridir.

24/54- “Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin” de. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki ona yüklenen sorumluluğu ancak ona ait; size yüklenen görevin sorumluluğu da yalnızca size aittir. Eğer ona itaat ederseniz doğru yola erersiniz. Peygambere düşen ancak apaçık bir tebliğdir.

24/56- Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Resüle itaat edin ki size merhamet edilsin.

ÂL-İ İMRÂN SÛRESİNDE DE
31. De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
32. De ki: “Allah’a ve Peygamber’e itaat edin.” Eğer yüz çevirirlerse şüphe yok ki Allah kafirleri sevmez.

   Sen haşa “Muhammedun resulüllah yok” dediğin zaman bunlar ve daha nicesini yok saymış olursun ki yukarıdaki son ayette “Allah’a ve Peygamber’e itaat edin.” Eğer yüz çevirirlerse şüphe yok ki Allah kafirleri sevmez.” buyuruyor. Demek ki Mevla Teala Resulünden yüz çevireni sevmiyor! Peki, siz Allahın sevmediği insanlar ile nasıl “birleşmeden” ve “bütünleşmeden” bahsedebiliyorsunuz?

Bediüzzaman hazretleri’de diyaloğa sanki bir yol vermiş ve böyle açık beyanları varmış gibi gösteriliyor. Yani yukarıda gördüğünüz gibi ayetleri yanlış yorumlayanlardan beklenebilecek bir harekettir. Kur’an böyle yorumlamalar ile tahrif ediliyorsa Üstad Hazretlerinin risalelerini kendi amaçları doğrultusunda yorumlamaları normaldir.

Şimdi bakın! İyi bakın! Bütün adımlar tamam. Kur’an ayetleri yumuşatıldı, projeye uygun bir ayet yorumlandı. Üstad hazretlerinden sözde izin alındı. Sıra geldi “müşterekleri artırmaya”

   Bu bir emirdir aslında. Zaman yazarı Ahmed Şahin ne diyordu “Amnetüde ittifak etmekteyiz” Demek ki herkes araştırıp müşterekleri artırma derdine düşmüş.

   Hayrettin Karaman da fırsattan istifade: “Yahudi ve hıristiyanlar cennete girebilirler”(polemik değil diyalog s35) diyebilmişti. Çünkü nede olsa alt yapı hazırdı. Düşünsenize o kadar müşterek varsa ve “birleşip bütünleşilmişse” onlarda girsinler cennete değil mi?

   İşte yüzyılın tahribatının bütünüyle perde arkası. Biz kelimeleri alıp eğip bükmedik, olduğu gibi sayfasını koyduk ki kimsenin aklında şüphe kalmasın istedik.

www.ismailaga.info

Zaman Gazetesi yalanlara sahip çıkmıştı

__________________________________________________

Efendi hazretlerimize verilecek ödül törenini iptal ettirmek için büyük çaba gösteren zihniyet Cübbeli Hocamızı bahane ederek akıl almaz yalanlar uydurarak kara lekelerle tarihlerinden silinemeyecek iftiralar atmışlardı. Bu iftiralara Zaman gazetesi de tam destek vermişti. Demek ki bazı gurupların saafını işte böyle zamanlarda anlayabiliyorsunuz. Hani bazıları diyor ya: “Efendi hazretlerine atılan iftiralara bu gazete cevap vermişti” diye. Okuyan avam tabakası öyle zannetmişti. İşin aslı hükümeti zor durumdan kurtarmaktı. Öyle olsaydı bu törenin iptali için var güçleri ile çalışırlar mıydı? Bu tören Cübbeli Hoca’nın değil Efendi Hazretleri için yapılmıştı. Bu sebeple bütün iftiraların asıl hedefi de Mahmud Efendi idi..

EFENDİ HAZRETLERİ CEVAP VERİYOR

CÜBBELİ HOCA İFTİRALARA CEVAP VERİYOR

Çantacı necmi Abiye yakışmadı: Said Nursi hazretlerini mehdi ilan etti

   Çantacı Necmi Abi lakabı ile bilinen ve nur cemaati kardeşlerimiz tarafından sevilen, sayılan bir zat var. Risale-i Nur derslerini kendine has üslubu ile sevdirerek anlatıyor. tamam, iyi güzel ama Bediüzzaman hazretlerini mehdi ilan etmesi hiç yakışmadı. Bu iş kendi yorumlarımızla olacak iş değildir. O kadar hadis-i şerif-i, alametlerini, özelliklerini bir kenara bırakıp çok sevdiğimiz birisini mehdi ilan edemeyiz. İşte o yanlış düşünceler:

Zaman Gazetesin’den din istismarı – Diyalogcu gazete reklamında sakallı hacıyı kullandı

Akla ziyan yazıların olduğu ve Dinler Arası diyalog diyerek muharref dinleri hak bir din olarak gösterme çabasında en ön saflarda olan Zaman Gazetesi yaşadığı tiraj kaybını “biz islami bir gazeteyiz” imajı verdiği reklamlarla telafi eetmeye çalışıyor…

İŞTE O REKLAM:

Diyalogcuların, Diyaloğu Savunduğu Ayet’in İzahı

Âl-i İmran (64) sûresindeki ( De ki: ‘Ey Kitap ehli! Ancak Allah’a kulluk etmek, O’na bir şeyi eş koşmamak, Allah’ı bırakıp birbirimizi rab olarak benimsememek üzere, bizimle sizin aranızda müşterek bir söze gelin’. Eğer yüz çevirirlerse: ‘Bizim müslüman olduğumuza şahid olun’ deyin.)  , Hristiyanlara, “Aramızda ortak olan bir söze gelin” emri, “Aramızda, iki tarafın da kabul edebileceği ortak esaslar belirleyip, bu esaslara inanmalı” demektir.  Diyen reformcular ‘a ithafen ….

O  âyet-i kerimede, (Allah’a şirk koşmayın) buyuruyor. Şirk koşmayın demek, (Üç tanrıya inanmayın, Allah’tan gayrısına ibadet etmeyin, Hazret-i İsa’ya veya Hazreti Üzeyr’e Allah’ın oğlu diyerek şirke girmeyin, bunların putlarına tapmayın, hak din olan İslamiyet’e gelin!) demektir.

Yahudiler, Üzeyr’e, Hristiyanlar da Mesih’e Allah’ın oğlu dediler. Daha önceki kâfirlerin [“melekler Allah'ın kızlarıdır” diyenlerin] sözlerine benziyor. Allah onları kahretsin! Nasıl da sapıtıyorlar. [Tevbe 30]

Ortak sözle ilgili âyet-i kerimenin meali de şöyledir:

De ki, “Ey Ehl-i kitap, [Yahudi ve Hristiyanlar] bizimle sizin aranızda ortak bir söze gelin: Allah’tan başkasına ibadet etmeyelim. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp da birbirimizi rab edinmeyelim.” Eğer yüz çevirirlerse, “Şahit olun, biz Müslümanız” deyin. [Âl-i İmran 64]

İmam-ı Kurtubi hazretleri bu âyet-i kerimeyi açıklarken buyuruyor ki:

Allahü teâlâ, bu ortak sözün ne olduğunu, (Allah’tan başkasına ibadet etmeyelim) emri ile açıklamıştır. Tevbe sûresinin 31. âyet-i kerimesinde mealen, (Onlar Allah’ı bırakıp rahiplerini rabler edindiler) buyurmuştur. Yani onlar, Allah’ın haram ve helâl kıldığını değil, rahiplerinin haram ve helâl kıldıklarını kabul edip, onları rab makamında tuttular. Bu âyet-i kerimede, Ehl-i kitap olan Yahudi ve Hristiyanlar, sadece Allah’a ibadet etmeye, şirkten uzak kalmaya, Müslüman olmaya davet edilmektedir. (Cami-ul-ahkâm)

Peygamber efendimizin, Rum imparatoru Herakliyüs’e gönderdiği mektup da şöyledir:

(Seni İslâm’a davet ediyorum. Müslüman ol, selâmeti bul! Allah da ecrini iki kat verir. Yüz çevirirsen, bütün tebaanın günahı üzerine olur.) [Buhari, Müslim, Tirmizi]

Bu ifadelerden sonra mektuba, Âl-i İmran sûresinin, 64. âyet-i kerimesi yazılmıştır. Bu âyet-i kerimede de, Peygamber efendimizin açıklamasında da, ortak sözün, İslamiyet olduğu açıkça bildirilmiştir. Ehl-i kitabın Müslüman olmadan bulacakları ortak sözün, Allah indinde hiçbir değeri olmaz. Üç âyet-i kerime meali şöyledir:

(Allah indinde hak din ancak İslam’dır.) [Âl-i İmran 19]

(Sizin için din olarak İslam’ı beğendim.) [Maide 3]

(İslam’dan başka din arayanın bulacağı din asla kabul edilmez.)[Âl-i İmran 85]

Demek ki ortak söz İslamiyet’tir. İslamiyet’e aykırı bulunacak ortak sözü, Allahü teâlânın kabul etmeyeceğini bu âyet-i kerimeler açıkça bildirmektedir.

Ehl-i Kitaba Cennetlik diyenler

Vallahi kıyamete kadar Sözlerin Ey kıymetlisi; Hiç eskimeyeni, En muteberi, Üzerine söz söylemeye dahi güç yetirilemeyeni ,   Aziz ve Celil olan herkese her istediğini yaptıran, İbadet  edilmeye tek layık olan Allah’u Azimüşşan hazretlerinindir ki   Amma bad ( bundan sonra)

(Elbette, Ehl-i kitabdan [Yahudi ve Hristiyan] olsun, müşriklerden olsun bütün kâfirler Cehennem ateşindedir, orada ebedi kalırlar. Onlar mahlûkların en kötüsüdür.) [Beyyine 6]

Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Beni duyup da, bana inanmayan (Önceki dinimi bıraktım, islam dinine girdim demeyen)  Yahudi ve Hristiyanlar, muhakkak Cehenneme girecektir.) [Hâkim, Müstedrek]

 

Yine Muteber Fetva kitabında buyuruldu ki;
Hristiyanlar, Ehl-i kitabdır. Ehl-i kitabın hepsi de kâfirdir. (Fetava-i Hindiyye)

 

Dinde zaruri olan şeylerden birine inanmayan kâfir olur. Bunun kâfir olduğunda ve Cehennemde sonsuz azap çekeceğinde şüphe eden de kâfir olur. Bunun kâfir olacağı, Bezzaziyye, Dürr-ül-muhtar, Kadı İyad’ın Şifa, İmam-ı Nevevi’nin Ravda ve İbni Hacer-i Mekki’nin el-A’lam kitaplarında açıkça bildirilmiştir.

Bir Hristiyan’ı, bir Yahudi’yi ve din-i İslam’dan ayrılanlardan birini kâfir kabul etmeyen kimsenin kâfir olacağında şüphe eden kimsenin de kâfir olacağını, İslam âlimleri söz birliğiyle bildirdiler. Bu söz birliği adı geçen kitaplarda yazılıdır. Kâfir olmasında şüphe eden de kâfir olunca, onu Müslüman bilenin nasıl olacağını ve hele, onu İslam âlimleri için kullanılan unvanlarla övenin nasıl olacağını düşünmeli. Bu sözümüzden, böyle kimseleri İslam âlimi sananların ve bunların küfür saçan sözlerini, yazılarını övenlerin, yayanların, kâfir olacaklarını iyi anlamalı. Övmek, yaymaya çalışmak ve reklamını yapmak, razı olmayı, beğenmeyi gösterir. Küfre rıza, küfür olur. Küfre rıza demek, kâfirin küfür üzere kalmasını istemek değil, onun küfrünü beğenmek demektir. (Fetavel-Haremeyn, Faideli bilgiler)

 

Cenâb-ı Hakk (c.c.) Yahudi ve Hıristiyanların kâfir olduklarını ve ebedî olarak Cehennem’de kalacaklarını, Kur’ân-ı kerîm’de şüpheye mahal bırakmayacak şekilde beyân buyurmaktadır. Şöyle ki (Mealen):

“Yahudiler ‘Uzeyr Allah’ın oğlu’ dediler, Nasrânîler(Hristiyanlar) de ‘Mesih Allah’ın oğlu’ dediler, bu onların ağızlarıyla söyledikleri sözleri ki önceden küfredenlerin sözlerine benzetiyorlar, Allah kahredesiler nasıl da saptırıyorlar.” (Sûre-i Tevbe, 30) ve
“Elbette küfretti (kâfir oldu) “Allah Meryem’in oğlu Mesih’tir” diyenler. Hâlbuki, Mesih şöyle demişti: “Ey Benî israil! Ancak Allah’a ibâdet ediniz. Muhakkak ki o, benim de rabblm, sizin de rabblnlz. Allah’a kim şirk koşarsa, Allah ona cennetini haram etmiştir ve varacağı yer ateştir… ve, zâlimlerin yardımcısı yoktur. Elbette küfretti (kâfir oldu “Allah üçün üçüncüsü” diyenler. Hâlbuki, bir tek İlâhtan başka İlâh yok… (Sûre-i Maide, 72/73)
Esasen Yahudilerin “Uzeyir Allah’ın oğludur” sözleri, Hıristiyanların da “Mesîh (Hz. Isa) Allah’ın oğludur” ve “Allah üçün üçüncüsü” sözleri şirktir. Bu İtikâdda(inanışta) olan Yahudi ve Hrlstlyanlar Allah’a şerik/ortak isnâd ettikleri için müşrikdirler, (Fahruddîn Râzî, Tefsîr-i Kebîr/Mefâtîhu’l-gayb)

Allah’a ve Rasûlü’ne nasıl îmân edileceğini Cenâb-ı Hakk (meâlen) şöyle beyân etmiştir:

“Şİmdi onlar sizin İmân ettiğiniz gibi îman ederlerse muhakkak hidâyete ermiş olurlar…”(Sûre-i Bakara, 137),

ve
“Muhakkak o kimseler ki, Allah’ı ve onun peygamberlerini inkâr ederler va Allah (c.c.) ile peygamberlerinin aralarını ayırmak isterler va bâzısına İman eder ve bâzısını inkâr ederler ve bunun arasında bir yol tutmak İsterler. İşte gerçekten kâfir olanlar onlardır. Biz de kâfirler İçin alçaltıcı olan bir azap hazırlamışızdır.” (Sûre-i Nisa, 150/151)
Malûm olduğu üzere Yahudiler; Hz. isâ ve Hz. Muhammed aleyhlsselâma İmân etmedikleri gibi; Hıristiyanlar da Hz. Mûsâ ve Hz. Muhammed aleyhisselâma İmân etmemektedirler.
Bu husûsda Elmalılı Hamdi Yazır diyor ki: “Velev bir Rasûlü olsun diğerlerinden ayırıp İnkâr etmek mâhlyet-i risâleti inkâr etmektir. Mâhiyet-i risâleti inkâr etmek bütün Peygamberleriyle beraber Hakk Teâlâ’yı inkâr etmekdir,” (Hak Dini Kur’ân Dili, 2/1144)
Ehl-i sünnetin icmâ ve ittifakına göre; hem kâfirler, hem de müşrikler “muhalled fin-nâr” dırlar, yâni cehennemde ebedî olarak kalacakladır. Cehennem ebedî olduğu gibi, cennet ehli de ebedîdir. (Merahu’l-Meâli fi Şerhi’l- Emâlî, 79/80)
Bunun aksini iddia edenin dînden çıkacağına icmâ vardır. (Mevsûat’ûl- İcmâ fi’l- fıkhi’l- islâmî, 2/865)



Bu vesikalardan açıkça anlaşıldığına göre;
1- Ehl-i kitabın tamamı, yani bütün Yahudi ve Hristiyanlar kâfirdir.
2- Yahudi ve Hristiyanları kâfir kabul etmeyen de kâfirdir.
3- Yahudi ve Hristiyanları kâfir kabul etmeyenin kâfir olduğunda şüphe eden de kâfirdir.

Ahmet Şahin: İslamı Anlatmak, Kaybımızdır

(Haşa)Hıristiyanlarla iman birliğimiz var diyen , Zaman Gazetesi Yazarı Ahmet ŞAHİN , şunları yazıyor:

“Bir Alman Müslüman bana, (Sizler hep İslam’ı anlatıyorsunuz Halbuki insanların ihtiyacı İslam’a değil, imanadır) dedi. Bir hoca da şöyle vaaz etti: (Yeryüzü bir kitaptır. Bitkiler, varlıklar da bu kitabın harfleridir, satırlarıdırlar. Bu kitabı iyi okuyan imanı öğrenir. Kâinatın bir yaratıcısı olduğunu anlar. Bitkiler çamur yer bize meyve verir. Hayvanlar ot yer, bize et verir, süt verir. Bunların bir yaratıcısı oluğunu düşünmek imandır.) Bu hoca gibi kimse imanı anlatmıyor, herkes, imanı değil hep İslam’ı anlatıyor. Kaybımız da buradan oluyor.” (bkz. Ahmed Şahin, 21 Şubat 2007, Zaman Gazetesi)

Şimdi soruyoruz:

İslam’ı anlatmak kayıp mıdır?

İnsanların İslam’a ihtiyacı yok demek küfür değil midir?

İman İslam’dan farklı mıdır?

CEVAP

Sadece Allah’ın varlığını anlatmak iman değildir. Bir Yahudi de, bir Hıristiyan da Allah’ın varlığına inanır. Çünkü kâinattaki her şey, bütün fen ilimleri, Allah’ın varlığını göstermektedir. İnsan aklı ile bir yaratıcının olduğunu bilebilir. Ama Allah’a nasıl iman edileceğini, nasıl ibadet edileceğini bilemez. Bunun için İslamsız iman olmaz.

İman Amentüde bildirilmiştir. Amentüdeki altı esastan biri eksik olursa o iman olmaz. Sadece kâinat kitabını okumakla iman edilmiş olmaz. İmanın altı esasını anlatmak da yetmez. Elde edilen iman muhafaza edilmezse imanı anlatmanın ne önemi var? İmanı muhafaza edebilmek için iki şey lazımdır:

1- Doğru imana yani Ehl-i sünnet itikadına sahip olmak.

2- Salih amellere sarılmak.

İman, muma benzer, ibadetler mum etrafındaki fener gibidir. Mum ile birlikte fener de, İslamiyet’tir. Olmazsa fener, mum çabuk söner. İmansız İslam olmaz, İslam olmayınca, iman da yoktur. Bunun için Kur’an-ı kerimde, (İman edip salih amel işleyenler) ifadeleri geçmektedir. Demek ki imanı muhafaza edebilmek için, salih ibadetlere sarılmak şarttır. Bunun için de fıkhı iyi bilmek gerekir. Bilmeden yapılan ibadet boşa gider, hem de iman muhafaza edilemez.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Dinin temel direği, fıkıh bilgisidir.) [Beyheki]

(Allah indinde en üstün kimse fakihtir.) [M.Zühdiyye] (Fakih = fıkhı bilen)

(İbadetlerin en kıymetlisi fıkhı öğrenmek ve öğretmektir.) [İbni Abdilberr]

(Âlimlerin en hayırlısı fakihlerdir.) [İ.Maverdi]

(Fıkhı bilmeden ibadet eden, gece karanlıkta bina yapıp, gündüz yıkana benzer.) [Deylemi]

Resulullah efendimiz fıkhı böyle överken, fakih için, Allah indinde en üstün kimse ve fıkıh için de, en kıymetli ibadet buyururken, fıkha ihtiyacımız yok diye fıkhı kötülemek elbette küfür olur.

İmam-ı a’zam hazretleri fıkıh için (lehine ve aleyhine olanı bilmektir) diyor. Kârını zararını bilmeden iş yapana deli denir. Dinde de kârını zararını bilmemek felakettir. Fıkıh bilmeden ibadet yapılamaz, iman da korunamaz.

Allah’ın varlığını ispata çalışmakla da iman kurtarılmaz. Küfre düşürücü söz ve hareketleri bilmeyen her zaman küfre düşer. Mesela Allah düşünür demek veya İslamiyet bir düşünce sistemidir demek, ilahi şuur demek küfürdür. Allahü teâlâ, (İman edip salih amel işleyenler hariç herkes zarardadır) buyurdu. (Asr suresi)

Bir dinsiz de, kâinata bakarak bir yaratıcıyı kabul edebilir. Onun için sadece Allah’ın varlığını kabul etmek iman olmaz. İman kalb ile olur. İslam kalb ve dil ile birlikte olur. İman kalbe mahsustur. İslam ise, kalbin, dilin ve bedenin hepsine mahsustur. İman, altı şeyi öğrenip, bunlara inanmak demektir. İman eden, dinin emirlerine uyarak Müslüman olur. Cennete girme şartı müslüman olmaktır. İslam’ı bilmek ve uymak şarttır. Bir âyette, (Allah indinde hak din ancak İslam’dır) buyuruluyor. Yoksa İslamiyet niye geldi?

Hâşâ Allah İslam’ı lüzumsuz yere mi gönderdi?

Dinlerarası diyalog nedir?

Aşağıda Kaynaklarıyla öyle fetvalar varki bu diyalog meselesi için; değil diyalog ismini duyanın ateşten kaçar gibi kaçması gerekirken halen daha sitemizden alıntı yapıp hiç bir veriye, kaynağa dayanmayan ilmi de olmadan boş boş kelamlar edene acırız …!!

Dinlerarası diyalog nedir?

Dinlerarası diyalog, Papalığın II. Vatikan Konsili’nin 4. oturumunda kabul edilen, “Nostra Aetate” diye maruf Konsil metninde aktarılan ve 28 Ekim 1965′te Papa VI. Paul’un onayıyla ilan edilen, “Papalığın 3. bin yıl hedefi olarak açıkladığı Asya’nın hristiyanlaştırılması projesi’nin bir yöntemidir. Papalığın “çağdaş hristiyanlaştırma ve misyonerlik usulü” dür.

( Kaynak; John W. O’Malley, “Reform, Historical Conciousness And Vatikan li’s Aggiornamento, Theological studies, 1971 xxx11/4; M. Raukanen, The catholic Doctrin of Non-Christian Religions According to the Second Vatikan Council, New york 1992, 35; The Second Vatikan Council, Nostra Aetate, 1-4)

Papalığın, dinlerarası diyalog adı altındaki böylesi bir “Asya’yı hristiyanlaştırma projesi”nin gönüllü bir parçası olmak, İslâm akaidine göre Müslüman’a zarar verir mi?

İslâm akaidi ve Ehl-i Sünnet esaslarına göre; Papalığın böylesi bir “hristiyanlaştırma projesi ve misyonunun gönüllü bir parçası olan” herhangi bir Müslüman, mürted olur, İslâm dairesinin dışına çıkar, küfre düşer. Bu küfrü irtikab ettiği ana kadar, yaptığı tüm ibadet ve hayırlı amelleri boşa çıkar, müflis olur. Evli ise nikahı düşer. (KAYNAK A.Z. Gümuşhanevî, Cami’ül Mütün ,c.1, Elfaz-ı Küfür, b.2)

—->

Hristiyanlık gibi İslâm’dan gayri bir din edinen kimseyi küfre düşmüş saymayan kişi veya onların küfürde oldukları hususunda şek:-şüphe içinde olan kişi yahut da onların manevi gidişatının doğru olduğu kanaatini taşıyan kişi İslâm’dan çıkmış olur, küfre düşer. (Muhammed b. ismail er-Reşid ,Tehzib’ü Risalet’il Bedri’r-Reşîd fi Elfâz’il Mükeffirat, vr 12, Yahya bin Ebi Bekr, Esir’ul -Melahide vr 11b]

Nisa Suresi 115: “Kim Kendisi için doğru yol belli olduktan sonra,(Hz. Muhammed) karşı çıkar ve müminlerin yolundan başka bir yola tabi olursa, onu o saptığı yönde bırakırız ve cehenneme Sürükleriz ; o ne kötü biryerdir.”

Nisa Suresi 13-14: “Bunlar, Allah’ın (koyduğu) sınırlardır. Kim kendisi için yol belli olduktan sonra Peygambere (Hz. muhammede)’ine itaat ederse Allah onu, ırmaklar akan cennetlere koyacaktır; onlar orada devamlı kalıcıdırlar ; işte büyük kurtuluş budur.”

“Kim de Allaha ve Peygamberi (Hz. Muhammed) ‘ine karşı isyan eder ve sınırlarını aşarsa Allah onu, ebedi kalacağı bir ateşe sokar ;onun için alçaltıcı bir azab vardır.”

Cin Suresi 23-24: “Artık kim Allah’a ve Resulü (Hz. Muhammed)ine karşı gelirse, bilsin ki ona, (kendi gibilerle birlikte) içinde ebedî kalacakları cehennem ateşi vardır.”
Muhammed Suresi 32-33-34: “İnkâr edenler, insanları Allah yolundan alıkoyanlar ve kendilerine doğru yol belli olduktan sonra Peygamber (Hz. Muhammed)’e karşı gelenler, Allah’a hiçbir zarar veremezler. Allah onların yaptıklarını boşa çıkaracaktır.”

“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygamber (Hz Muhammed)’e itaat edin ki amellerinizi boşa çıkarmayın. Zira inkâr edip Allah yolundan alıkoyanları ve de kâfir olarak ölenleri Allah asla bağışlamaz.”

Fetih Suresi 28-29: “Bütün dinlere üstün kılmak üzere, Peygamberi (Hz. Muhammed)’ini hidayet ve Hak din ile gönderen O’dur. Buna şahit olarak Allah yeter; Muhammed Allah’ın elçisidir. O (Hz. Muhammed)’in beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı onurlu, kendi aralarında merhametlidirler.”

“Ehl-i Kitap ile amentüde ittifakımız vardır” inancını taşımanın veya gönüllü olarak bu ifadeyi kullanmanın itikadî hükmü nedir?

Böyle bir inancı taşıyan ve ikrar eden Müslüman, İslâm akaidi ve Ehl-i Sünnet esaslarına göre mürted olur, İslâm dairesinin dışına çıkar, küfre düşer. Böyle bir inanç, Hakk’ı batılın seviyesine indirmek, Hakk’ı batıl ile karıştırmak, ilahi olan ile muharref olanı aynı kefeye koymak ve eşitlemektir ki, İslâm akaidi, Ehl-i Sünnet esasları ve bizzat Kur’an-ı Kerim’in ikaz edici beyanlarına göre bu küfürdür.

( A.Z. Gümüşhanevî, Cami’ül Mütûn, c.1, Elfaz-ı Küfür, b. 2; Muhammed b. İsmail er-Reşîd, Tehzib’ü Risalet’il Bedri’r-Reşîd fi Elfâz’il Mükeffırat, vr 12, Yahya bin Ebi Bekr, Esir’ul-Melahide, vr 11 b )

Bir kimse, ehl-i kitap ile amentüde ittifakın var olduğuna inanırsa, hatta kiliselerin Allah’ın evleri olduğuna, orada Allah’a kulluk yapıldığına, Yahudi ve Hristiyanların yaptıklarının Allah’a kulluk, O’na ve Rasulüne itaat olduğuna inanırsa, Allah’ın da bu yapılanlardan hoşnut ve memnun kaldığına itikad ederse kafir olur. Ehl-i zimmeti (gayr-i müslimlerî) kiliselerinde ziyaret etmenin Allah’a yakınlık vesilesi olduğuna itikad eden kimse, İslâm dininden çıkar, mürted olur.

( Muhammed b. İsmail er-Reşîd, Tehzib’ü Risalet’il Bedri’r-Reşîd fi Elfâz’il Mükeffırat, vr 12, Yahya bin Ebi Bekr, Esir’ul-Melahide, vr 11 b )

Al-i Imran Suresi 19: “Allah katında yegâne Hak Din Islâmdır.
Al-i İmran Suresi 85: “Herkim İslam’dan başka birdin ararsa, bilsin ki, (o din) ondan asla kabul edilmeyecektir; o kimse, ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.”
Al-i İmran, 100: “Ey iman edenler, Ehl-i kitaptan herhangi bir gruba tabi olursanız, sizi imanınızdan sonra çevirip kâfir yaparlar.”

Ahirette kurtuluş için Hz. Muhammed’e (sav) inanmaya hacet yoktur; Kelime-i Tevhid’in ikinci rüknü olan “Muhammedu’r Rasûlullah” kısmını ikrar bir kemal mertebesidir, cennetlik olma için bunu ikrar ve buna iman etmek lüzumlu değildir demenin hükmü nedir?

Böyle bir inancı taşımak ve yaymak, İslâm akaidine göre, Müslüman’ı dinden çıkartır, mürted yapar, küfre düşürür. (A.Z. Gümüşhanevî, Camîül Mütûn, c.1, Elfaz-ı Küfür, b. 2; Muhammed b. İsmail er-Reşîd, Tehzib’ü Risalet’il Bedri’r-Reşîd fi Elfâz’il Mükeffirat, vr 12, Yahya bin Ebi Bekr, Esir’ul-Melahide, vr 11 b )

Ehl-i Kitap’tan herhangi bir gruba tâbi olmanın, dinen mahzuru var mıdır?

Ehl-i kitaptan herhangi bir gruba tâbi olmak, Kur’an-ı Kerim’e ve İslâm akaidine göre Müslüman’ı dinden çıkartır, imandan sonra kafir yapar
( A.Z. Gümüşhanevî, Camrül Mütûn, c.1, Elfaz-ı Küfür, b. 2; Muhammed b. İsmail er-Reşîd, Tehzib’ü Risalet’il Bedri’r-Reşîd fi Elfâz’il Mükeffirat, vr 12, Yahya bin Ebi Bekr, Esir’ul-Melahide,vr11 b.)
Al-i İmran, 100: “Ey iman edenler, Ehl-i kitaptan herhangi bir gruba tabi olursanız, sizi imanınızdan sonra çevirip kâfir yaparlar.”

Maide Suresi 51-52-53-54-55-56: “Ey iman edenler! Yahudileri ve
Hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar. İçinizde HER kim onları dost edinirse, o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.”

“Kalblerinde hastalık bulunanların: “Başımıza (küresel) bir felâketin gelmesinden korkuyoruz” diyerek onların arasına koşuştuktan görürsün. Umulur ki Allah bir fütuhat, yahut katından bir emir getirecek de onlar , içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olacaklardır “

“(O zaman) iman edenler: “Bunlar mıdır sizinle beraber olduklarına bütün güçleriyle yemin edenler?” diyeceklerdir. Onların bütün yaptıkları boşa gitmiştirde kaybedenlerden olmuşlardır.”
“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) muhakkak Allah, sevdiği ve kendisini seven, müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir topluluk getirecektir. (Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar (hiçbir kimsenin kınamasına aldırmazlar). Bu, Allah’ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah’ın lütfü ve ilmi geniştir.”

“Sizin dostunuz (veliniz) ancak Allah’tır, Resulü (Hz. Muhammed)’dir ve de şu iman edenlerdir ki onlar Allah’ın emirlerine boyun eğerek namazı kılar, zekâtı verirler.”

“Kim Allah’ı, Resulü (Hz. Muhammed)’ini ve iman edenleri dost edinirse (bilsin ki) üstün gelecek olanlar şüphesiz Allah’ın tarafını tutanlardır.”