Recm ve Recim hakkındaki iddialara (keçi ayeti yemiş!) cevaplar

   Bir takım kişiler artık hükmü uygulanmayan recim üzerinden hadislere saldırmaya çalışıyorlar. 1400 küsür yıldır, Peygamberimiz ve sahabelerin bile uyguladığı cezayı inkar etmeye çalışıyorlar… Keçi ayeti yemiş, şöyle olmuş böyle olmuş gibi yaygaralar ile insanların zihnini bulandırmaya çalışıyorlar.

   Biz size bu konuyu esaslı bir şekilde anlatacağız ve Allah’ın izniyle bu konuda bilgi sahibi olacaksınız…

   Recm sözlükte; öldürmek, sövmek, kovmak, terketmek, bühtan, lanet etmek ve atılan taş manalarınadır.

   Istılahta da; Muhsan olan zinakâr erkekle, muhsan olan zinakâr kadını usûlüne göre taşlayarak öldürmektir.

   Recim konusu lafzı kaldırılmış bir ayet ile indirilmiş olmakla birlikte Resulüllah Efendimizin kesin uygulamaları ile sabittir.

ZİNA EDENE YÜZ DEĞNEK AMA BEKÂRA!

   Değerli kardeşlerimiz recmi inkâr edenler şöyle demektedirler: “Recim Kuran’da yok. Evli de olsa bekâr da olsa Kuran’da zina edenin cezası bellidir. Bu da yüz değnektir.”

   Ayet şöyle:

   “Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun.” (Nur Suresi 2)

   Bu ayeti delil alarak recim olmadığını söyleyen kişiler Kuran’da nesih ve mensuh olmadığını iddia eden kişilerdir.

   Başka bir mesele ise ayette kadın erkek tanımı yapılırken “evli veya bekar” olduğu belirtilmiyor. Yani zina eden bir kadın ve erkek bekar da olabilir evli de olabilir. Burada bir kapalılık söz konusu. Mesela şu ayet-i kerime de konumuzla alakalıdır:

   “Kadınlarınızdan fuhuş (zina) yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin. Eğer onlar şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye veya Allah onlar hakkında bir yol açıncaya kadar kendilerini evlerde tutun (dışarı çıkarmayın). (Nisa 15)

   Bu ayete göre ise kadınların yüz sopa ile cezalandırılması değil evde ölünceye kadar haps olunması emrediliyor. Nedense nesih ve mensuh olmadığını savunanlar bu ayeti hiç gündeme getirmezler. Çünkü işlerine gelmez.

   Zahiri olarak bir karışıklık var gibi gözüküyor. Biz bu konuyu da “namazı” öğrendiğimiz gibi Resulüllah’tan öğrenmez isek işin içinden çıkamayız.

   Değerli Gönül Dostları!

   Nur Suresi 2. ayeti bekâr olup zina edenler için geçerlidir. Nisa suresi 15. ayeti ise sonunda gelen “Allah onlar hakkında bir yol açıncaya kadar” ilahi beyanıyla ayetin nesh olunacağı zaten açıkça ifade edilmiştir. Ve Allahu Teala bu suç için bir yol açmıştır.

   Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: “Allah, o(kadı)nlara bir yol halketti. Evliye evli, bekâra bekâr! Evliye yüz dayak. Sonra taşlarla recim. Bekara yüz dayak sonra bir sene sürgün.” (Müslim, Hudud 13)

AYET İLE NESHEDİLMİŞTİR

   Bu ayetin hükmünün nesholunduğunda alimlerin ittifakı vardır. Ancak bazılarının iddia ettiği gibi hadis ile değil aslında ayet ve hadis-i şerif ile nesh olunmuştur. Çünkü bu konuda da bir ayet inmiş ancak ayetin lafzı kaldırılmıştır…

   Abdullah b. Abbas radıyallahü anhuma şöyle demiştir: Ömer (b. el-Hattâb) (Radıyallahu anh) halka hitâb edip şöyle dedi: “Şüphesiz Allah (Celle Celaluhu) Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i hak ile gönderdi, ona Kitabı indirdi. Recm âyeti ona indirilenler içindedir. Biz onu, okuduk ve ezber­ledik. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) recmetti, ondan sonra biz de recmettik. İnsanlar üzerinden uzun zaman geçerse, birisinin; biz Allah’ın Kitabında recm âyetini bulamıyoruz, demesinden ve Allah’ın indirdiği bir farzı terketmek suretiyle sapıtmalarından korkarım. Muhsan olduğu ve beyyine ya da ha­milelik ve itiraf bulunduğu zaman erkeklerden ve kadınlardan zina edene recm haktır (sabittir). Allah’a yemin ederim ki eğer insanlar, Ömer Al­lah’ın kitabına ilâvede bulundu, demeyecek olsalardı, recm âyetini yazar­dım.”(Buhâri; hudûd 30. 31 Tirmizi; hudûd 7; Müslim; hudûd 15; İbn Mâce, hudûd 9. Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 15/110)

   Hazreti Ömer’in sözünü ettiği okunuşu mensuh ayet şudur: “İhtiyar erkekle ihtiyar kadın zina ederlerse, onları recmedin” (Mâlik, Muvatta’, Hudûd 10; İbn Mâce, Hudûd, 9; Ahmed b. Hanbel, V, 132, 183

   Hazreti Ömer (Radıyallahu anh) zina eden evlilerin recmedilmesini emreden ayetin lafzının kaldırıldığını beyan ettiği hutbe esnasında raşid halifeler ve vahiy katipleri dahil bir çok sahabe vardır ve bir sahabe dahi itiraz etmemiştir. Bu sahabe- kiram ki Hazreti Ömer’in: “ben yanlış yaparsam tavrınız ne olur” sualine “kılıçlarımızla düzeltiriz” diyen insanlardır.

   Öyle olduğu halde bir sahabe bile çıkıp itiraz etmemiştir çünkü Hazreti Ömer gibi gerçeği onlarda bilmekteydiler ve Resulüllah’ın recmi tatbikine şahit olmuşlardı…

   İmrân b. Husayn (Radıyallahu anh) den rivayet edildi ki: Bir kadın, – Ebân’ın hadisinde denildiğine göre, Cüheyneli bir kadın Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e gelip, zina ettiğini ve gebe olduğunu söyledi. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kadının bir velisini çağırdı ve: “Ona iyi davran, çocuğunu do­ğurunca getir” buyurdu.

   Kadın çocuğunu doğurunca (velisi onu Resulüllah’a) getirdi. Rasûlüllah (Sallallahu Aleyhi  ve Sellem) emir buyurdu ve elbisesi üzerine bağlandı. Sonra da efendimizin emri ile recmedildi. Sonra yine emretti ve ashap cenazesini kıldı.

   Ömer (Radıyallahu anh); Yâ Rasûlullah! O zina etmiş olduğu halde, namazını kılı­yor musun?!…” dedi. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

   “Canım elinde olan Allah’a yemin ederim ki, o öyle bir tevbe etti ki, eğer tevbesi Medinelilerden yetmiş kişiye taksim edilse yeterdi. Sen bu kadının canını feda etmesinden daha üstününü buldun mu?” buyurdu. (Müslim, hudûd 24; Tirmizi, hudûd 9; Nesâi, cenâiz 64; İbn Mâce, hudûd 9; Dârimî, hudûd 17; Ahmed b. Hanbel, IV, 430, 435, 437, 440.Sünen-i Ebu Davud )

   Bu ve bir çok sahih hadis-i şerif, ashabında beyanları ile sabit olan recim, İslam’ın bir hükmü ve toplumsal huzurun teminatıdır.

AYETİ KEÇİ YEMİŞ DEYİP ALAY EDENLER

    Hiçbir yerden çıkış bulamayanlar Aişe annemizin şu haberini alarak alay ederler: “… Âişe (Radtyallâhü anhâ)’âan; Şöyle demiştir :
   “Andolsun ki recm etme âyeti ve yetişkin kişiyi on defa emzirme (sebebi ile nikahlamanın haramlıgı) ayeti indi ve andolsun ki bu âyetler tahtımın altındaki bir yaprakta (yazılı) idi. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) vefat edip bizO’nun Ölümü ile meşgui olunca, evde beslenen bir koyun (veya keçi odaya) girip o yaprağı yedi.”

   Bildiğiniz gibi sütkardeşin nikâhı da haramdır ve bu ayetin lafzı da kaldırılmıştır.

   İlahiyatçı geçinen adamlar kalkıp: “Keçi ayeti yemiş, maymunlar bulmuş, keçi ayeti neshetmiş, bunu kabul edersek Kuran’ın korunmuşluğu nerede kalır” gibi ifadelerle alay ediyorlar. Cehaletlerine tuz biber ekiyorlar.

   Halbuki Allahu Teala dilediği ayetin manasını veya lafzını kaldırır. NESİH MENSUH DELİLLERİNİ OKUYABİLİRSİNİZ

    Ayetin lafzını kaldıran, ayetin sahibi olan Allahu Teala olduğuna göre korunmuşluğunda bir problem yoktur. Zaten şuan okuduğumuz Kur’an, lafız itibari ile Cebrail aleyhisselam’ın tilavet ettiği son şeklidir, yani o lafızlar zaten Allahu Teala tarafından kaldırılmıştı:

   “Ubeydetu’s-Selmani’nin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
   “Resulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in vefat ettiği sene, O’na arzedilen (sunulan) kıraat (Kur’an okunuşu) Hazreti Osman (Radıyallahu anh) ın bütün insanları üzerine topladığı (herkesin razı olduğu) ve bütün insanların ittifakı (birliği)yle okuduğu kıraattır.(Suyuti, D. Mensur 1/258)

   İbn-i Mesud (Radıyallahu anh) ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Cibril-i Emin her sene bir kere, Kuran’ı Efendimize arz ederdi. Son sene iki kere arz etti. İşte ben o sene Resulüllah’tan Kuran’ı aldım.” (Suyuti, Dürrul Mensur 1/259)

   Bir keçi ayet yer inkarcılar dinden çıkar! Hiç düşünmezler ki Hazreti Ömer Efendimizin’de yukarıda ifade etiği gibi ayet inmiş ve okunmuştur. Allahu Teala ayetin lafzını herhangi bir vesile ile ortadan kaldırmayı murad ettiyse bunda keçiyi de kullanır, koyunu da… Nitekim Nemrut kâfirini topal bir sinek ile devirmiş ve yok etmiştir.

   Dolayısıyla Allahu Teala, istediği ayetin lafzını ve hükmünü kaldırır, bunun için sebep kıldığı şeyin hiçbir önemi yoktur.

RESULÜLLAH’A İTAAT ETMEK!

   Hiçbir İslam alimi bunu iddia etmemiş ama diyelim ki bu konuda bir ayet inmedi. Böyle bile olsa Resulüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz helal ve haram koyma, şeriat koyma ve hüküm verme yetkisine sahip olduğundan koyduğu hüküm geçerlidir.

TEBYİN VE TEFSİR (AÇIKLAMA) YETKİSİ
1-   “(Onları) Apaçık deliller ve kitaplarla (gönderdik). Sana da zikri (Kur’an’ı) indirdik ki, insanlara kendileri için indirileni açıklayasın ve onlar da iyice düşünsünler, diye.”(16/44)

   Ayeti kerimede bildirildiği üzere Hazreti Peygamber, Allahu Teala’nın bildirdiği ayetleri açıklamakla görevlidir. Bu konuyu destekleyen bir başka ayet ise şöyledir:

   “Ey kitap ehli! Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada “Bize ne müjdeleyici bir peygamber geldi, ne de bir uyarıcı” demeyesiniz diye, işte size (hakikatı) açıklayan elçimiz (Muhammed) geldi. (Evet,) size bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmiştir. Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.” (Maide 19.)

HÜKÜM VERME YETKİSİ
2- “Aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve Resulüne davet edildiklerinde, mü’minlerin sözü ancak ‘işittik ve itaat ettik’ demeleridir. İşte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir.” (Nur 51)

   Ayeti Kerimenin iniş sebebi çok manidardır. Münafık Bişr ile bir yahudi hakkında nazil olmuştur. İkisi arasında bir arazi üzerinde ihtilâf çıkmıştı. Yahudi, Bişr’i, aralarında hüküm vermesi için Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’a çekerken münafık, Yahudiyi Ka’b ibnu’l-Eşref e gitmeleri için çekiyor, bir yandan da: “Muhammed bize haksızlık eder, zulmeder.” diyordu. Sonunda Yahudinin ısrarı ile Peygamberimiz’e gelip davalarını anlattılar; Allah’ın Rasûlü de Yahudi lehine hükmetti.
   Ancak münafık, Hazreti Peygamber (Aleyhisselam)’ın hükmüne razı olmayıp: “Gel bir de Ömer’e davamızı anlatalım, ondan hüküm vermesini isteyelim.” dedi. Yahudi buna da razı oldu ve gidip davalarını Hazreti Ömer (Radıyallahu anh)’a anlattılar. Yahudi bu arada Hz. Ömer’e: “Hazreti Peygamber, benim lehime hükmetti de bu adam O’nun hükmüne razı olmadı.” dedi. Hazreti Ömer, o münafığa: “Öyle mi oldu?” diye sordu, onun: “Evet.” cevabı üzerine: “Beni burada biraz bekleyin, hemen geliyorum.” deyip evine girdi, kılıcını kuşanmış olarak çıktı ve münafığın oracıkta boynunu vurup öldürdü ve: “Rasûlullah’ın hükmüne razı olmayan hakkında benim hükmüm budur.” dedi de bunun üzerine Allah Tealâ bu âyet-i kerimeleri indirdi.
Hazreti Ömer’in bu davranışı üzerine Cibril: “Ömer, Hak ile bâtılın arasını ayırdı.” demiş, bunun üzerine Hazreti Ömer’e: “el-Fârûk” lâkabı verilmiştir.

   Ayeti Kerimenin ifadesi ile de anlaşılıyor ki Peygamberimiz hazreti Muhammed Mustafa (Sallallah Aleyhi ve Sellem) kesin bir hüküm verme yetkisine sahiptir. Mü’minlere düşen ise bu hükme razı olmaları ve gönülden kabul etmeleridir.

ALLAH VE RESULÜ HÜKMEDİNCE SEÇME HAKKIN YOKTUR!
3- “Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzab 36)

   Bir önceki ayeti teyit eden bu ayet de Resulüllah’ın bir konu hakkında verdiği hükmü Allah’ın (Celle Celaluhu) hükmü ile eşit saymış, bir fark olmadığını vurgulamış, bu hüküm karşısında seçme veya çıkar bir yol aramanın batıl olduğunun altı çizilmiş ve bu hükmü kabul etmeyenlerin (Resulüllah hüküm koyamaz diyenler de dahil) aşikar bir şekilde sapıtacağını beyan etmiştir.

HARAM KOYMA YETKİSİ
4- “Resul size neyi verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının, Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı çetindir.” (Haşr 7)

   Ayeti kerime çok sarih bir ifadeyle Resulüllah Efendimizin haram koyma, sakındırma, nehyetme yetkisini ifade etmektedir. Ayet-i kerimede dikkati çeken husus Resulüllah’ın nehyettiği şeyden sakınılması ve bu emre itaat hususnda Allah’tan korkulması gerektiğidir. Allahu Teala, Peygamberinin emirlerini kendi ilahi garantisi altına almış ve mü’minlerin kesin itaatini emretmiştir. Peygamber’in hükmünden yüz çevirenler ise ayeti kerimeye göre ancak Allah’u Teala’dan korkmayanlardır.

RESULE İTAAT ALLAH’A İTAATTİR!
5- “Kim Resul’e itaat ederse gerçekte Allah’a itaat etmiş olur…” (Nisa 80)

   Yukarıda geçen ayet-i kerimelerde hüküm verme, helal ve haram koyma yetkisi beyan edilen Resulüllah Efendimizi, Allahu Teala bu ayeti kerime ile itaat makamında kendisi lie eş değer tutulmakta, Resulüne itaatin aslında Allah’a itaat olduğu dolayısıyla Resulüne ve verdiği hükme karşı gelmenin Allah’a karşı gelmek olduğu ifade ediliyor.

ALLAH’A VE RESULÜNE İTAAT EDİN
Aşağıda sıralayacağımız ayetler de Allah ve Resulüne itaati hiç ayırmamıştır…
6- “Allah’a ve Resulüne itaat edin ki merhamet olunasınız” (Al-i İmran 132)

7- “İşte bu (hükümler) Allah’ın koyduğu sınırlarıdır. Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse, Allah onu, içinden ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. İşte bu büyük başarıdır. Kim de Allah’a ve Peygamberine isyan eder ve onun koyduğu sınırları aşarsa, Allah onu ebedi kalacağı cehennem ateşine sokar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır.” (nisa 13-14)

8- “Öyleyse Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin ve Allah’a karşı gelmekten sakının. Şayet yüz çevirirseniz bilmiş olun ki elçimize düşen sadece apaçık tebliğdir.” (Maide 92)

9- “Allah’a ve Resûl’üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal 46)

10- “Ey iman edenler! Allah’a ve Resûlüne itaat edin ve işitir olduğunuz halde ondan yüz çevirmeyin.” (Enfal 20)

AYET İLE ÇELİŞMEZ

   Bazıları da Resulüllah’ın bu uygulamasının Nur Suresinin “Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun.” (Nur Suresi 2) ayeti ile çeliştiğini, hadisin ayeti neshedemeyeceğini savunur. Bu iddia çok yanlıştır. Çünkü ayeti kerimede evli veya bekâr ayrımı söz konusu değildir. Sahabeler dâhil hiçbir Ehli sünnet âlimi de böyle bir mana çıkarmamıştır. Resulüllah Efendimizin uygulamalarından da ayetin bekârlar hakkında nazil olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla hiçbir çelişki mevcut değildir…

ŞARTLAR AĞIRDIR

   Zinanın şartları ağırdır. Zinanın müslüman, erkek, adaletli ve hür dört erkek şahitle ispat edilmesi gerekir (en-Nisâ’, 4/15; en-Nûr, 24/4,13). Şahit sayısı dörtten az olur veya dördüncü şahit “sadece bunları bir yorgan altında gördüm” gibi kesin zinaya delâlet eden beyanda bulunmasa, ilk üç şahide “zina iftirası (kazf)” cezası uygulanır. Zina isnat edilenden had düşer. Çünkü Hazreti Ömer, Muğîre (Radıyallahu anh)’in zinasına şahitlik eden üç kişiye zina iftirası cezası uygulamıştır.

   Resulüllah Efendimiz zamanındaki recim hadiselerine baktığımız zaman ise kişilerin kendilerini şikayet ettiği, kişinin her gelişinde Resulüllah’ın geri çevirdiği ve kendisi hakkındaki şahitliği 4’e tamamladığı görülür.

   Bu konuya bütün fıkıh alimlerinin kitaplarında da geniş yer verilmiş, ancak son zamanlarda çıkan ve İslamın temel hükümlerini bile tartışmaya açan Prof. etiketli insanlar recmin olmadığını iddia etmektedirler. Onların inkarları delile değil sadece felsefelerine dayanır. Allahu Teala bu kişileri de ıslah eylesin ve Ehli sünnetin neferi eylesin… Diyeceğimiz son söz budur…

www.ihvanlar.net

About ismailaga

Rahmetin Sanal Alemdeki tecellisi
Bu yazı AKAİD DERSLERİ, KAVRAMLAR, REDDİYELER içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Recm ve Recim hakkındaki iddialara (keçi ayeti yemiş!) cevaplar için 14 cevap

  1. şeref kul dedi ki:

    Allahım razı olsun işte aradığım reddiye. Gerçekten kalbim mutmain olmuş durumda

  2. Oğuzhan dedi ki:

    Allah (c.c.) razı Olsun! Öyle büyük işler ki bu yaptığınız. Türkiyenin başına gelen en iyi şeylerden biridir İsmailağa cemaati!

  3. Maslahat dedi ki:

    Bu uzun açıklamalar içinde Nur suresi ile Nisa suresinin iniş sırasına değinilmemiş.Zira Nisa suresi 92.sırada Nur suresi de 102. sırada nazil olmuştur.Saygısızlık etmek istemem ama Nur suresi, Nisa suresindeki “Allah onlar hakkında bir yol açıncaya kadar” ifadesine istinaden açılan yolun ne olduğunu belirtmiş olamaz mı?

    • ismailaga dedi ki:

      Biz “böyle olamaz mı” şöyle olamaz mı” gibi yorumlarla dini kuralları değiştiremeyiz… Resulüllah’ın uygulamaları bizim için yeterli delildir..

  4. Maslahat dedi ki:

    4 şahidin, birbirini destekler ve zinanın işlendiğini kesin olarak belirtir ifade vermesi halinde,recm uygulanmasının önü açılacaksa,günümüzün münafıklarla dolmuş dünyasında bu tip bir şahitliği yapacak 4’er kişilik şahit ekipleri istenildiği zaman bulunacaktır.Haksız yere taşlanacak da bir sürü kurban olacaktır.Bir de şu mesele var ki,Nur suresindeki ayetin bekarlara mahsus olması…Yani sebep olarak bekarın nefsine daha kolay yenilmesi münasebetiyle cezasının azaltılması sonucu çıkıyor.Şöyle ki insanlar evlenir yıllar geçer,kadında veya erkekte cinsel yönden Allah’ın takdiri bir yetersizlik şekillenebilir.Kaldı ki bu sorun günümüz dünyasının yan etkisi olarak epeyi yaygın bir hal almıştır.Bu gibi problemlerle bir araya gelemeyen evliler de,bekarların sahip olabileceği nefse kolay yenilme zayıflığına düşemez mi?Bu gibi durumlarda hüküm ne olur?

    • ismailaga dedi ki:

      Biz “şöyle olacaksa böyle olur” gibi ifadelerle dinin kati bir emrini yok sayamayız veya görmezden gelemeyiz. Bir kişi hırsızlık iftirasına da uğrayabilir ve eli de kesilebilir. Bu konu hakkında tedbir almak İslam ile yönetilen devletin vazifesidir.

      • Maslahat dedi ki:

        Demek ki insanlar doğru sandığı ancak aslında yanlış olan davranışlar sergileyebilirler.Ben de derim ki bu konu hakkında tedbir Müslüman cemaatin(toplumun) vazifesidir.Devlet dediğin organizasyon,şahsi menfaatler doğrultusunda iş yapmanın ötesine geçemez.Dağıttığı genelde topladığının çok az bir miktarı olur.Verdiği ceza da çoğunlukla adamına göre olur.Devleti yönetenler de lüks ve konfor içinde milletin halinden anlarmış gibi yaparlar.Ne devleti Allah aşkına cesur olun biraz.Asıl mükafatı veya cezayı toplum(cemaat) vermelidir.Ancak kölelikten ve korkaklıktan arınmış bir toplum bunu yapar.Cum’a namazını bugünkü haliyle kılan bir toplum cehaletle yaşamaya mahkumdur.Çünkü büyük çoğunluk camiye girdiyi gibi çıkar.

      • Maslahat dedi ki:

        Cum’a suresi 9. ayetteki “yevmu’l cum’a” ifadesi nedense çoğunlukla “cuma günü” diye meal ve tefsir edilir.Bu,kelimenin birini türkçe diğerini arapça bırakmaktan başka bir şey değildir.”Cum’a” kelimesininin türkçesi “toplanmak,toplantı” anlamına gelir.Böyle okunursa anlam bir anda derinlik kazanır.Gelin buna kafa yoralım.Peygamber Efendimiz(s.a.s) zamanında Cum’a salatının, Müslümanların kendi kendilerini haftalık olarak tarttığı,genel anlamda işlenen amellerin,Allah rızasına uygunluğu yönünden ne derece tatminkar olduğunun topluca müşahede edildiği,iki toplantı arasının kısa olmasından ötürü dine zarar verecek düşünce ve eylemlerin,bu toplantı sonucunda alınan kararlarla bertaraf edildiği ve dini hükümlerle alakalı olacak uygulama farklılıklarının şüphe bırakmayacak şekilde tam olarak tespitinin ve çözümünün yapıldığı,insanların maddi ve manevi sorunlarının çözüldüğü,ihtiyaçlarının tespiti ve giderilmesi ve buna benzer faydalı birçok faaliyette bulunulması,bütün bunların da her bir beldede ayrı bir toplantı şeklinde yapılarak her beldeye özgü sorunların kolayca çözüldüğü,bununla beraber dinde ortak bir tavır olan Tevhidin sürekli ayakta kalması için gerekli önlemlerin alınmasıyla alakalı bütün konuların görüşüldüğü ve her bir Müslüman’ın görüşünün önemli olduğu bir toplantı ile başlaması sebebiyle İslamiyet’in en önemli ameli ve ibadeti olduğu şüphesizdir.İşte bu uygulama doğru icra edilmediği için bugün İslam toplumu sıkıntılıdır…

      • Maslahat dedi ki:

        Günümüzde Cuma günleri öğle vakti uygulanan bu salat,maalesef Kuran’ın bildirdiği ve Resulallah’ın uyguladığı salat mantığıyla bağdaşmamaktadır.En önemli uygulanma amacı olan toplantı düzeni bulunmamaktadır.Cum’a salatı camiye girip hutbe dinlemek ve iki rekat namaz kılarak camiden çıkma şekline gerilemiştir.Bırakın sorun çözmeyi,hutbe sırasında konuşmanın bile suç sayıldığı tuhaf bir hal almıştır.Bu haliyle bu ibadet,Cum’a salatı olmaktan çıkmış,Cuma günü öğle vakti kılınan namaz olmuştur.Hatta bazısı için öğle namazını aradan çıkaran namaz haline gelmiştir.Eğer dinin emir ve yasaklarına uyulmuyorsa,haramlar ve helaller umursanmıyorsa,İslam olmak 5 madde ile özetleniyorsa, bilin ki Cum’a salatının düzeltici ve önleyici faaliyetleri yapılmıyor demektir.Şayet yapılıyor olsaydı, Müslümanlar içlerinde bu kadar çok münafığı barındırıp baş tacı etmezlerdi.

        Yazılı,görsel,sosyal ve sanal medya her ne kadar,toplumu yönlendirme ve bilgilendirmede etkili olsa da,İslamiyet’te hileli olmayan görüntü ve seslerle toplumu Allah yoluna yöneltmek makbul olacaktır.Her hafta kendi arzusu ve isteği doğrultusunda Cum’a salatı için herhangi bir belde mescidine toplanarak,her beldeye özgü sorun çözen ve ancak ortak tevhid inancı doğrultusunda karar alan bir mekanizmadan daha etkili bilgilendirme şekli olamaz.Çünkü bu salatın Müslüman topluma kazandıracağı en büyük nimet,münafıkların şerrinden ve cümle sapkınlık türlerinden, en kısa sürede toplumu kurtarmak ve arındırmak olacaktır.Böylelikle Allah katında makbul olan İslam,yeryüzünde olması gerektiği şekilde yeniden tecelli edecektir.Bu şartlar sağlandığı takdirde cemaat “İslam’da recm vardır ve şu şartların oluştuğu durumlarda uygulanır” diye bir karar alırsa,buna herkes uyar ve uygular.Yani aslında var ama insanlar bunu bilmiyor veya kabullenemiyor demek bir çözüm olamaz.Ya da recimin olmadığını söyleyenleri inkarcı olarak nitelendirip aforoz etmek de doğru bir yaklaşım olamaz.Böyle bir zihniyetin başarıya ulaşması imkansızdır.Zira günümüz İslam dünyasına bakıldığında ulaşılamadığı da barizdir.

  5. Can dedi ki:

    1)Kur’an’ı Ezberleyen Sahabeler Vardı Ayetler’in Yazılı Olduğu Yaprağı keçi yediyse de Onların Hafızalarında Bu Ayetleri Birçok Sahabe Ezberlemiş Olabilir.Kur’an’da Bu keçinin yediği Yapraktaki Ayetler Neden Yazmıyor?
    Anlamadım Bilgilendirirseniz Sevinirim.

    • ismailaga dedi ki:

      Kur’an-ı Kerimde bu konuda çok açık ayetler bulunmaktadır. Şöyle ki:
      “Biz herhangi bir ayeti nesheder veya onu unutturursak, ondan daha iyisini veya benzerini getiririz. Bilmez misin ki; gerçekten Allah her şeye Kadir’dir.” (Bakara 106)

      Allahu Teala dilediğini unutturur…

      • Can dedi ki:

        Yani Bu Ayetler Unutturuldu Mu Ve O Yüzden Mi Kur’an-ı Kerim’de Yok?

      • ismailaga dedi ki:

        Unutturulması lafzının kaldırılmasının bir sebebi. “Unutturulduğu için yok” denilemez, “kaldırıldığı için unutturuldu”… Unutulduğu için Kuran’da yok denilemez, böyle bir şeyde mümkün olmaz. Ancak ayette de gördüğünüz gibi Allahu Teala dilediğini unutturur…

        DETAYLI BİLGİ: http://www.ihvanlar.net/2013/01/28/nesih-mensuh-delilleri/

  6. volkan dedi ki:

    İŞTE HAKİKAT BUDUR.
    BUNDAN GAYRİ BOŞTUR.
    HER MÜ’MİNE DÜŞEN VAZİFE
    HAKİKATLE AMEL ETMEK FARZ’DUR.

    ALLAH cc hakikatleri bildiren kullarından razı olsun.Peygamberimize SALLALLAHU ALEYHİ VESELLEM, ehli beytine ve yolundan gidenlere selam olsun.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s