ismailaga hakkında

Rahmetin Sanal Alemdeki tecellisi

Yetenek Sizsiniz Türkiye programında dev masonik işaret

   Sitemizi takip eden kardeşlerimizin gönderdiği görüntüleri yayınlamaya devam ediyoruz. İşte bir kardeşimizden Show Tv’nin bir programındaki görüntüsüne tepkisi…


07.01.2012 de show tv ekranlarında gösterilen yetenek sizsiniz yarışmasında acun ile hülya arasındaki iddia için hazırlanan videoda masonik üçgen göz sembolünü açık açık gösterdiler.yönetmen mustafa kazan bir alanda telefonla uğraşıyor.arkada da bir ekran var.görüntü  yaklaşık 10 saniye gösteriliyor ve arkadaki ekran maviye dönüp değişiyor.

Kardeşimiz bunun kasıtlı olarak yapıldığını ve deşifre edilmesi gerektiğini söylüyor. Kendisine teşekkür ediyoruz.

www.ismailaga.info

Mustafa İslamoğlu ne yapmak istiyor – Ebubekir Sifil

Tefsir Piyasası

Geçtiğimiz günlerden birinde belediye otobüsüyle Daru’l-Hikme’ye giderken bir genç bir süre yüzüme dikkatli dikkatli baktıktan sonra aramızda şöyle bir konuşma geçti:
Afedersiniz, bir şey sorabilir miyim?

Tabi, buyurun.

Ünlü biri misiniz?

Değilim. Olsaydım böyle sormazdınız.

Sizi birine benzettim de.

Ebubekir bey misiniz?

Evet.

Sizin Mustafa İslamoğlu’na yazdığınız bir tenkit yazısını okumuştum.

Öyle mi!

Afedersiniz ama, fazla acımasız değil misiniz? Sorum biraz fazla mı “bodoslama” oldu?

Sorunuzun bodoslama olması önemli değil. Benim niçin “acımasız” olduğumu düşünüyorsunuz?

Eleştirirken sanki hiç olumlu tarafı yokmuş gibi davranıyor, küçük bir hatayı bile abartarak tenkit ediyorsunuz.

İslamoğlu bu ümmetin gelmiş geçmiş alimlerini, fakihlerini, müfessir ve muhaddislerini olmadık işlerle itham ederken “acımasız” olmuyor da, ben onun bu tutumunu eleştirirken niçin “acımasız” oluyorum?

İslamoğlu sizce ne yapmak istiyor?

Bilemem. Ben niyet okuyucusu değilim. Ama şu kadarını söyleyebilirim: Haddini aşan bir gidişi var.

Nasıl yani?

İnsan bir tutum belirlemeden önce şöyle sağına-soluna bir bakar. Bu Ümmetin alimi/uleması ne demiş, nasıl davranmış bir inceler değil mi? Kur’an konusunda konuşmak insanlara cazip gelir; hele kelimelerle oynamak, etimolojiden, bağlamdan hareketle kimsenin söylemediği şeyler söylemek söyleme bir çekicilik kazandırır. Ama bu söylemin sahibini nereye götüreceğini de düşünmek gerekir. İslamoğlu ehil olmadığı, gerekli müktesebatı edinmediği hususlarda çalakalem yazıyor/konuşuyor; bu sebeple de çok ve azim hatalar yapıyor.

Ben de sizin yazdıklarınızda hatalar bulmuştum.

Mesela?

Evde, notlar halinde duruyor.

Sizden özellikle rica ediyorum, aldığınız o notları mutlaka bana iletin. Mail adresim Gazete’de, sitede mevcut. Lütfen ihmal etmeyin ki, nerelerde yanlış yapmışsam gözden geçirip düzelteyim; size de dua edeyim.

Sözün burasına geldiğimizde otobüsümüz de ineceğim durağa gelmişti. Veda edip indim.

Gerçekten de Kur’an’ın tefsirini yapmak, ulemanın ancak kemal döneminde girişmeyi göze aldığı pek ağır bir faaliyettir. Yukarıda naklettiğim anekdot İslamoğlu merkezli olmasına rağmen, hayli yaygın bir tavrın yansıması aslında. Son zamanlarda adeta herkes müfessir oldu, televizyon ekranlarında, internette Kur’an hakkında ahkâm kesen, bin yılı aşkın müktesebatı dinleyici/izleyici nezdinde bir anda sıfıra indiren cümleler kuran mebzul miktarda “müfessir taslağı” var. Ne niyetle hareket ettiklerini Allah bilir; ama işledikleri cürmün “cinayet”ten farkı yok…

Ümmet nezdinde sahip olduğu şöhret ve itibarın bir yönden sebebi, bir yönden de sonucu olarak bir ciltten, aslının hacmini birkaç katı aşacak hacme kadar üzerine en az 50 civarında haşiye, ta’lik ve ihtisar çalışması yapılmış bulunan Envâru’t-Tenzîl adlı eserin müellifi Kadı Beydâvî, Tefsir ilmini ilimlerin en yücesi olarak nitelendirdikten sonra şöyle der: “Bu alanda söz söylemek için ileri atılmak, usulüyle-füruuyla bütün dinî ilimlerde maharet, dil ve edebiyat alanlarında üstün bir seviye kesbetmiş olanlardan başkasının işi değildir…”

Bir işi “iyi niyetle” yapmak “meşruiyet” için kesinlikle yeterli değildir; onu “olması gerektiği gibi” yapmak, kaidesine-kuralına uygun bir şekilde icra etmek de şarttır. Aksi halde sadece yapılan iş -amel-i salih olması şöyle dursun- “gayri meşru” olur; yerine göre sahibine vebal de getirir. Hatta eğer iş Ümmeti ilgilendiren boyutlara sahipse, yanlışa sevk ettiği insanların vebalinin bir misli de o işin failine yüklenir. Rabbim rüşdümüzü ilham etsin…

Diyalog deyip hakaret ediyorlar. İslam Hilali ile eşcinsel haklarını aynı kareye koydular

   Artık yeter diyoruz! Bu ne sululuk, bu ne art niyettir böyle. Her yerde, her alanda bir hakaret. Danimarka’lıya kızıyoruz, protesto ediyoruz. Ya içimizdeki Danimarka’lıları ne yapacağız. hemde bizden gözükenleri!!…

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanı AKP’li Mevlüt Çavuşoğlu’nun yeni yıl tebrik kartı tam bir rezalet içeriyor.

Tebrik kartının kapağında Coexist Tolerance mesajı dini sembollerle verilmiş. Coexist, birlikte yaşam anlamına geliyor. Tolerance ise hoşgörü. Dini sembollerin yan yana kullanılmasıyla oluşturulan bu iki kelimenin yazımı için İslam hilali sadece Hıristiyanlığın haçı ve Museviliğin Magen David’i (Davud’un kalkanı/yıldızı) ile kullanılmamış. İslam hilali aynı zamanda, eşcinsel hakları, pagan, Taoizm ve neopaganist wiccanlığın sembolleriyle birlikte kullanılmış.

Eşcinsel hakları ve İslam hilali. PKK’nın dini öğretileri paganizm ve İslam hilali. Doğaya tapanlar ve İslam hilali. Taoculuk ve İslam hilali. Peki nasıl oluyor da İslam hilali bütün bunları meşrulaştırılmak için kullanılabiliyor?

Biz bunu İslam’a olan bir hakaret olarak kabul ediyoruz ve şiddetle kınıyoruz.

www.ismailaga.info

Mustafa Kurdaş’ın Köşe Yazısı – MİLLİ GAZETE

Sabah gazeteye geldiğimde masamın üzerinde bir tomar zarf buldum her zamanki gibi. Bu seferki zarf yığını biraz daha fazla. Belli ki, birçoğu yeni yıl tebriği. Yeni yıl tebriklerinin çoğunu nerdeyse kimin bile gönderdiğine bakmaksızın çöp kutusuna atmaya hazırlanırken, bir zarf dikkatimi çekti. Zarf, ebat olarak diğerlerinden biraz büyük. Dahası postaya TBMM’den verilmiş. Genelde milletvekillerinin yeni yıl tebriklerini Ankara gazetecilerine gönderdiğini bildiğim için, İstanbul’a gelen bu tebrik merakımı biraz daha celbetti.

Zarfı açar açmaz ilk tepkim “Bu da ne!” demek oldu. Şaşkına dönmüştüm. Zarftan çıkan sıradan bir yeni yıl kartı değildi. Kimin gönderdiği artık daha da önem taşımıştı bu kartı. Ama önce kartın kapağındaki şifreyi çözmem gerekiyordu. Şifre diyorum çünkü sembollerle yazılmış iki kelime vardı. Semboller benim açımdan bildik semboller. Ama sembollerin yan yana getirilmesiyle yazılan kelimeler de en az semboller kadar mühimdi. Kelimenin ikincisini okumak zor olmadı. “Tolerance”. Ama birincisini hala tam anlamıyla çözememiştim. Birkaç dakika sonra nihayet sembollerin birinci kelimesini de okuyabildim: Coexist.

Mor bir zemin üzerine, sembollerle yazılmış mesaj “Coexist Tolerance” idi.
Kartın kapağını araladım. “Yeni yılınız kutlu olsun” diyen Mevlüt Çavuşoğlu idi. 6 dilde yazılmıştı yeni yıl tebriği. Malum Çavuşoğlu AKP Antalya Milletvekili. Ama O, “Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Başkanı” titrini kullanmıştı. Dış kapak mesajı “Coexist Tolerance” olan kartta iç kapak mesajı olaraksa Hz. Mevlana’nın “Şefkat ve merhamette güneş gibi ol. Hoşgörüde deniz gibi ol” sözüne yer verilmişti.

Verilmek istenen mesaj iki kelimeyle ve sembollerle işlenmiş karta.
Coexist, bir arada var olmak, birlikte yaşam demek.
Tolerance ise hoşgörü.
Sadece iki kelime deyip geçmek de yanlış olacak. Bu iki kelime yeni küresel oluşumun iki anahtar kavramı. Hafifletilmiş, ılımlı, uyumlu ve  uyuşturulmuş İslam projesinin de zeminini bu iki kelime oluşturuyor. İslamı adeta hapseden Dinlerarası Diyalog çalışmalarının da temeli bu iki kelime. Coexist ve Tolerance kavramları İslami bütün kavramları yerle bir etmeye matuf kavram emperyalizminin, siyasi teslimiyetin de adeta kıblesi.

Sembollerle kurgulanan proje

Gelelim şu sembollere. İslamın hilali, Museviliğin Magan David’i (Davud’un kalkanı), Hıristiyanlığın haçı. Bu üç sembolü yan yana son zamanlarda çok gördük. Dinlerarası Diyalog ve Medeniyetler İttifakı projelerinde ve bu projelerin Dinler Bahçesi, Dinler Parkı uygulamalarında Hilal, Haç ve David’in yıldızı/kalkanı hep yan yana bize sunuldu. İmamlar, hahamlar ve papazlar aynı masa etrafında çokça gösterildi. Artık vaka-i adiyeden bu kareler. Kamuoyu neredeyse bu görüntülere alıştırıldı, tepkisizleştirildi.

Diğer semboller daha da ilginç. Coexist ve Tolerance kelimeleri yazılırken hilal, haç ve İsrail yıldızının yanına barış, eşcinsel hakları, pagan, taoizm, wicca/Bahaiciliğin  sembolleri de konulmuş. Önce hak din diye Hilalin yanına haç ve David yıldızı konuluyor. Şimdi de bunlara yenileri ekleniyor. Coexist’i (birlikte yaşam) sembollerle  ifade eden yazıların bütün dünyada küpelere, t-shirtlere, bilekliklere, duvarlara işlendiğini, fotoğraflarla güçlendirildiğini görünce bu akımın nasıl küreselleştirildiğini de görebiliyorsunuz.

İslamın hilaliyle eşcinsel hakları yanyana

Düşünebiliyor musunuz İslam’ın hilali ile gay haklarının sembolü yan yana.
Başbakan Erdoğan haklı olarak PKK’yı anlatırken paganizme vurgu yapıyor, ama AKPM Başkanı seçildiği zaman Türkiye’de nerdeyse bayram edilen AKP’li Mevlüt Çavuşoğlu yeni yıl tebriğinde Coexist yazarken İslam hilali ile pagan sembolünü birlikte kullanabiliyor.

Ezana, başörtüsüne, minareye tolerans yok

Gay haklarının sembolünün kullanıldığı bir kavram diğer taraftan Hazreti Mevlana’nın sözüyle meşrulaştırılmaya çalışılıyor. İktidar partisine bunun izahı var mı diye soracağım ama, son dönemde Türkiye’de AB’ye uyum adına eşcinsellere dernek kurma hakkı verildiğini hatırlayınca bu soru anlamsızlaşıveriyor kafamda.

Paganlarla birlikte yaşam, eşcinsellerle birlikte yaşam, Taocularla birlikte yaşam, doğaya tapan neopaganist wiccanlarla birlikte yaşam. Kim hoş görebilir böyle bir hezeyanı sayın Çavuşoğlu.
Başörtüsüne, ezana, minarelere tolerans göstermeyip yasaklayan, Efendimiz Hazreti Muhammed (s.a.v)’e karikatürlerle saldıran bir Avrupa’yı görün artık. İsrail’in bir inanç öğretisi adına yaptıklarını görün artık.

Hazreti Mevlana’nın gay haklarına, paganizme, Taoculuğa, İsrail’in yaptıklarına, her fırsatta Efendimiz (s.a.v)’e hakaret eden Batıya hoş görüyle bakabileceğini nasıl düşünebilirsiniz!
Kime, neye hizmet ediyorsunuz Allah aşkına!
Bırakın bu Dinlerarası Diyalog safsatalarını.
Allah (c.c) indinde tek din İslam’dır.

 

4. Sınıf Din Kitabında Diyalog çalışması: Muhammedun Resulüllah’a sansür

4. sınıf öğrencilerine okutulan Din Kültürü kitabında Kelime-i Tevhid’in anlamı tam açıklanmayarak, açıkça Hz. Peygamber’in Allah’ın resulü olduğu gerçeği saklanıyor.Gerçek anlamı öğrencilerden saklanıyor

İlköğretim 4. sınıf öğrencilerine 2010-2011 öğretim yılından itibaren  5 yıl süreyle okutulacak olan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitabında Kelime-i Tevhid’in anlamı açıkça sansüre uğruyor. Kitabın 20. sayfasında Kelime-i Tevhid ve Kelime-i Şehadet’i öğreniyoruz başlıklı yazıda: ” Tevhid kelime anlamı olarak ‘birlik veya birleme sözü’ anlamına gelir. Allah’ın varlığına ve birliğine inanmak demektir. Kelime-i Tevhid “Lailehe İllallah Muhameddün Resulllah” cümlesine denir. Anlamı da “Allah’tan başka tanrı yoktur” demektir. Kelime-i Tevhidi söyleyen kimse Allah’ın varlığını, birliğini kabul etmiş ve açıkça dile getirmiş olur” deniliyor.

Talim ve Terbiye Kurulu’nun 10.12.2009 tarih Kararı ile 2010-2011 öğretim yılından başlanarak beş yıl süreyle ders kitabı olarak kabul edilmiş olan 4. sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitabında, skandal boyutunda bilgilere rastlandı. 2009 da onaylanan 4. sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitabının 20. sayfasında Kelime-i Tevhid’in eksik açıklandığı ortaya çıktı. Söz konusu kitapta Kelime-i Tevhid’in Arapça ve Türkçe yazılışı doğru olmasına rağmen mealinin eksik olması ve yıllardır hiçbir düzeltmenin yapılmaması bunun kasıtlı yapıldığı hissini güçlendirdi. Daha öncede Cuma namazı hutbelerinde söylenen ‘ Allah katında tek din İslam’dır’ ayetinin hutbelerden kaldırılmasını isteyen AB şimdide Kelime-i Tevhid’imize mi göz dikti sorularını da akılara getirdi.

Bu hata kasıtlı mı yapıldı?

Talim ve Terbiye Kurulu’nun 2009 yılındaki kararı ile 2010-2011 öğretim yılından başlayarak 5 yıl süreyle ders kitabı olarak kabul edilen 4. sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitabında Kelime-i Tevhid’in Arapçası ve Türkçe yazılışı doğru olmasına rağmen Türkçe meali’nin (anlamının) eksik olduğu ortaya çıktı. İlköğretim 4. sınıf Din Kültürü Ve Ahlak Bilgisi kitabında yapılan bu yanlışın hâlâ düzeltilmemesi büyük soru işareti uyandırdı.

İşte kitapta yer alan ifadeler

İlköğretim 4.sınıf öğrencilerine 2010-2011 öğretim yılından itibaren 5 yıl süreyle okutulacak olan kitabın 20. sayfasında kelime-i Tevhid ve kelime-i şehadeti öğreniyoruz başlıklı yazıda: ” Tevhid kelime anlamı olarak ‘ birlik veya birleme sözü’ anlamına gelir. Allah’ın varlığına ve birliğine inanmak demektir. Kelime-i Tevhid “Lailehe İllallah Muhameddün Resulllah” cümlesine denir. Anlamı da “Allah’tan başka tanrı yoktur” demektir. Kelime-i Tevhidi söyleyen kimse Allah’ın varlığını, birliğini kabul etmiş ve açıkça dile getirmiş olur” şeklindeki ifadelere yer verilmiş.

Kasten eksik söylemek küfürdür

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitabında yer alan Kelime-i Tevhid ibaresinin anlamının eksik olarak yazılması hakkında “Kelime-i Tevhid’in anlamı kasten eksik yazılmışsa bu küfürdür” diyerek tepki gösteren Prof. Dr. Nedim Urhan: ” Kelime-i Tevhid kesinlikle parçalara ayrılmamalıdır. Tam olarak söylenmesi  gerekmektedir. Yani ” Lâ İlâhe İllallah Muhammedden Resulllah” Kelime-i Tevhid’i  ‘Allah’tan başka İlah yoktur Muhammed O’nun Resuludür’ anlamına gelmektedir. Bu kasti olarak ayrılırsa küfre girmek demektir, çok büyük vebali vardır. Bu asla böyle kabul edilemez”.

AB’ye yaranma projesidir

URHAN bu yapılan yanlışın bir Avrupa Birliği projesi olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: ” Avrupa Birliği’ne girebilmek için elinden geleni yapıyorlar. Maalesef görünen o ki fazla abartmışlar. İslam dininin şartlarını bile değiştirmeye başladılar. İslam dinini başta Kur’an olmak üzere Efendimizin sünneti ve hadisleri ışığında yaşamak gerekirken bazı çevreler AB standartlarına göre yaşamak istiyorlar. Bu yapılanlar kesinlikle doğru değil. Tamamen küfre girmektir. Kelime-i Tevhid’in yarısını söylemek caiz değil kasten yapılırsa küfürdür”. İncelenmeden mi yayınlanıyor?

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitabı acaba Müslüman bir grup alim tarafından incelenmedikten sonra mı yayınlandı? ifadelerini kullanan Urhan:

“Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitapları hazırlanırken Müslüman dini bilgisi tam olan bir gruba inceletilmiyor mu? Bu tür çocuklarımıza, yavrularımıza dini bilgileri öğreten kitaplar nasıl olurda böyle Müslümanı küfre götürebilecek hatalar yapılıyor.

Dediğim gibi bunlar birer AB projesidir. AB’ye yaranmak içinde dinimizden taviz veriyoruz. Bunlar doğru değildir” dedi.

HAYRETTİN KARAMAN YAZDIĞI KİTABI UNUTTU, DİYALOĞU SAVUNDU

Hayrettin Karaman T24′e verdiği röportajda diyalog konusunun sorulması üzerine diyalog hakkında yazdığı kitabı ve hezeyanlarını unuttu. Biz de hatırlatalım dedik…

Karaman: “Bazı insanlar içerik yerine kelimeye takılıyorlar. Sırf “dinlerarası” kelimesine bakıp niyet okuma yaptılar ve bunun “dinler çorbası” yapmak üzere bir teşebbüs olduğu kanaatine vardılar. Tüm dinlerin mensupları, icat edilecek bu yeni dine inanacak sandılar. Böyle bir şey olsaydı bile, sadece Müslümanlar değil, Yahudiler ve Hıristiyanlar da itiraz ederdi çünkü her dinin samimi, ortodoks mensubu dinini muhafaza etmek ister.” diyor.

HIRİSTİYANLAR NEDEN İTİRAZ ETSİN Kİ?
Karaman, Polemik değil diyalog adlı kitabında bakın ne diyor:
“Peygamberimiz ‘Yahudiler mutlaka Müslüman olsun!’ demiyor, ‘Hıristiyaanlar mutlaka Müslüman olsun!’ demiyor.” (Polemik Değil Diyalog, s. 35);
“Kur’ân-ı Kerîm’de Ehl-i Kitab’la ilgili devamlı vurgulanan şey; Allah’a iman, âhirete iman ve amel-i salihdir. Kur’ân birçok âyette bunu söylüyor; yani ‘Peygambere iman edin’ demiyor.” (Polemik Değil Diyalog, s. 37);

Sayın Karaman’a soruyoruz: “Diyalog, dinler çorbası değil diyorsunuz ama neden Hıristiyan ve Yahudilerin müslüman olmalarının şart olmadığını savunuyorsunuz. Ayrıca Kendi dinini Hak olarak göstermeye çalışan bir hareketten Hıristiyanlar neden rahatsız olsun?

“Diyalogla ben dinimi anlatırım” diyorsunuz, o halde siz dininizi kitabınızda yazdığınız bu usullerle mi anlatıyorsunuz?”

İnsanları balık hafızalı görüp bunca gerçeği atlayarak birde diyaloğa karşı çıkanları :“Dar görüşlü, cahil” olarak yorumluyorsunuz.

BAŞ MİMARLARDAN ESKİ BAKAN MEHMET AYDIN
Diyaloğun baş mimarlarından ve Devletin temsizlcisi Mehmet Aydın’ın “Bazı Müslüman kardeşlerimiz diyordu ki, ‘Yahu bir fırsat düştü, Müslümanlığı anlatalım Hıristiyanlara, Allah belki hidayetini gösterir.’ Yani adam aslında Müslümanlaştırmak için gelmiş. Bu diyalog değil.” (II. Din Şurası Tebliğ ve Müzakereleri c.2 s.332)
“öbür dinler büsbütün batıl dinler değildir. Onlarda da bir gerçeklik payı vardır.”( II. Din Şurası Tebliğ ve Müzakereleri c.2 s.341) sözlerini nasıl değerlendireceksiniz?

Hadi buyrun…

Sayın Karaman, millet artık yutmuyor bu dolmaları. Google diye bir motor var ki, bütün olan biteni döküyor gözler önüne.Verilen fetvaları, tavizleri, oyunları görebiliyor insanlar.

İslam alimleri ile çekilmiş tek bir fotoğrafı olmayanların Papa ile nasıl samimi olduklarını bütün dünya izliyor.

Siz gidin Uganda’ya anlatın bu masalları…

www.ismailaga.info

DORİTOS PAKETİNDE HAÇ SKANDALI

Özellikle gençlerin sıkça yediği Doritos markalı ürünlerin paketlerinde Hıristiyanlığın sembolü olan figürler dikkat çekiyor. Dometesin içine yerleştirilen Haç ile aslında size ne yediğinizi anlatmak istiyorlar. Siz çitos yemiyorsunuz, aslında “bu misyonerliği yiyor ve aldığınız her pakette destek veriyorsunuz.”

——————-

www.ismailaga.info

HAYRETTİN KARAMAN’I PARLATMA ÇABALARI

Yahudi Ve Hıristiyanların cennete girebileceğini söyleyen, mezhepler karması için çıkardığı kitap o vaktin Diyaneti tarafından toplatılan Hayreddin Karaman’ın son günlerde parlatılmaya çalıştığına şahit oluyoruz.
   Cübbeli Hoca’nın ve Ali Eren Hoca’nın reddiyeleriyle köşeye sıkışan ve hata “niye eski defterleri karıştırıyorsunuz” diyen Karaman, Cübbeli Hoca’nın hapse atılmasından istifade parlatılmaya çalışılıyor.
Cilalayanların başında Cübbeli Hocamıza seviyesiz yakıştırmalarda bulunan Hasan Karakaya’nın başyazarı olduğu Yeni Akit gazetesi ve internet sitesi geliyor.

SAKARYA BELEDİYESİ HAYRETTİN KARAMAN’I PARLATMA TOPLANTISI DÜZENLEDİ
   İşte geçtiğimiz günlerde T.C Sakarya Belediyesi, “çağın aradığı alim” sloganıyla Hayrettin Karaman’a saygı toplantısı düzenledi. Toplantıda Gazeteci Yazar Ahmet Taşgetiren, Prof. Dr. Hacı Mehmet Günay, Prof. Dr. Faruk Beşer, Prof. Dr. Saim Kılavuz ve Prof. Dr. Mehmet Erdoğan, Hayretin Karaman’ı çeşitli yönleriyle anlattı ama kimse sapık fetvalarından bahsetmedi.

BAŞBAKAN SELAM SÖYLEMİŞ
   Kendisinin de Hayrettin Karaman’ın öğrencisi olduğunu söyleyen Sakarya Belediye Başkan’ı Zeki Toçoğlu, “Bugün hocamızı şehrimizde ağırlamaktan büyük mutluluk duyduk. Kendisine sağlıklı uzun ömürler diliyoruz. Program gerçekleştirilirken Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan da aradı ve Hayrettin hocamıza selamlarını iletti. Başta Hayrettin hocamız başta olmak üzere programa katılan herkese şükranlarımı sunuyorum” diye konuştu.

GERÇEK ALİMİ KARALA, ÖTEKİNİ YAMALA
Cübbeli Hocamıza atılan iftira sebebiyle köşe yazılarında ve internet sitelerinde karalama kampanyası yapanlar “İşte gerçek alim budur” diye Ehli sünnet dışı fetva veren, Diyaloğun sadık hizmetkarı olan ve yarın “ılımlı halifelik için fetva alacakları” insanları da cilalama moduna girdiler. Anlayacağınız şu günlerde yaşadıklarımız öyle çok hafife alınacak, basit olaylar değil.

www.ismailaga.info

Mustafa İslamoğlu’nun Üç Muhammed kitabına delilleriyle reddiye